İlahi Rehber - 77

Mürselât

"Mürselât Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 77. suresi olup, 50 ayetten oluşmaktadır. Bu sure, kıyametin geldiğine dair güçlü uyarılar ve ahiret hayatının gerçekleri üzerine derin bir bakış sunar. Müslümanlar için ruhsal bir rehber niteliği taşır. Zorluklarla karşılaşıldığında, huzur bulmak ve Allah’a yakınlaşmak amacıyla sıklıkla okunması tavsiye edilir. Mürselât Suresi, hislerimizi derinden etkileyen ayetleriyle, inananlara ilham verir ve manevi bir güç sağlar. Bu nedenle, sabah namazından sonra ya da sıkıntılı anlarda okunması, kalbi sakinleştirir ve ruhun dinginliğine kavuşmasına yardımcı olur."

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًۭا فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًۭا وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًۭا فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًۭا فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا عُذْرًا أَوْ نُذْرًا إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌۭ فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْءَاخِرِينَ كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍ إِلَىٰ قَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا أَحْيَآءًۭ وَأَمْوَٰتًۭا وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍۢ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءًۭ فُرَاتًۭا وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّۢ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍۢ لَّا ظَلِيلٍۢ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍۢ كَٱلْقَصْرِ كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌۭ صُفْرٌۭ وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌۭ فَكِيدُونِ وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍۢ وَعُيُونٍۢ وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ

Transliteration

Vel murselati urfa. Fel asıfati asfa. Vennaşirati neşren. Fel farikati ferka. Fel mulkıyati zikra. Uzren ev nuzra. İnnema tuadune levakı'. Fe izen nucumu tumiset. Ve izes semau furicet. Ve izel cibalu nusifet. Ve izer rusulu ukkıtet. Li eyyi yevmin uccilet. Li yevmil fasl. Ve ma edrake ma yevmul fasl. Veylun yevmeizin lil mukezzibin. E lem nuhlikil evvelin. Summe nutbiuhumul ahırin. Kezalike nef'alu bil mucrimin. Veylun yevmeizin lil mukezzibin. E lem nahlukkum min main mehin. Fe cealnahu fi kararin mekin. İla kaderin ma'lum. Fe kaderna fe ni'mel kadirun. Veylun yevmeizin lil mukezzibin. E lem nec'alil arda kifata. Ahyaen ve emvata. Ve cealna fiha revasiye şamihatin ve eskaynakum maen furata. Veylun yevmeizin lil mukezzibin. İntaliku ila ma kuntum bihi tukezzibun. İntaliku ila zıllin zi selasi şuab. La zalilin ve la yugni minel leheb. İnneha termi bi şerarin kel kasr. Ke ennehu cimaletun sufr. Veylun yevmeizin lil mukezzibin. Haza yevmu la yentıkun. Ve la yu'zenu lehum fe ya'tezirun. Veylun yevmeizin lil mukezzibin. Haza yevmul fasl, cema'nakum vel evvelin. Fe in kane lekum keydun fe kidun. Veylun yevmeizin lil mukezzibin. İnnel muttekine fi zılalin ve uyun. Ve fevakihe mimma yeştehun. Kulu veşrebu henien bima kuntum ta'melun. İnna kezalike neczil muhsinin. Veylun yevmeizin lil mukezzibin. Kulu ve temetteu kalilen innekum mucrimun. Veylun yevmeizin lil mukezzibin. Ve iza kile lehumurkeu la yerkeun. Veylun yevmeizin lil mukezzibin. Fe bi eyyi hadisin ba'dehu yu'minun.

Translation (TR)

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır. Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır. Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır. Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır. Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır. Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır. Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır. Yıldızların ışığı giderildiği zaman, Gök yarıldığı zaman, Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman, Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman; Bu, hangi güne bırakılmıştı? Hüküm gününe bırakılmıştı. Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin? O gün yalanlamış olanların vay haline! Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız. Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız. Suçlulara böyle yaparız. O gün, yalanlamış olanların vay haline!. Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi? Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi? Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi? Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz! O gün yalanlamış olanların vay haline! Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı? Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı? Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi? Yalanlamış olanların vay o gün haline! İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;" "gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin." "gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin." O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür. O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür. Yalanlamış olanların o gün vay haline! Bu, onların konuşamayacakları gündür. Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler. Yalanlamış olanların o gün vay haline! "Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür." "Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun." Yalanlamış olanların o gün vay haline!. Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar. Canlarının istediği meyveler arasındadırlar. Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz." Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz. O gün yalanlamış olanların vay haline Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız. O gün yalanlamış olanların vay haline! Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar. O gün yalanlamış olanların vay haline! Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar?

79

Nâziât

Nâziât Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 79. suresi olarak derin anlamlar taşıyan bir özelliktedir. Bu sure, dünyadaki yaşamın geçiciliğine ve ahiretin ebediyetine dair uyarılar içermektedir. Müminler için huzur verici bir okuma kaynağı olan Nâziât Suresi, özellikle zorluk anlarında okunması önerilen bir duadır. Kur'an'ı Kerim’i anlamak ve hayatımıza tatbik etmek isteyenlerin başvurduğu bu sure, zihinlerdeki karamsarlığı dağıtarak, kalplere umut ve huzur aşılamaktadır. Zaman zaman stres ve kaygı ile dolup taşan hayatlarımızda, Nâziât Suresi’ni okumak, ruhsal dinginlik sağlamak adına etkili bir adımdır.

80

Abese

Abese Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 80. suresi olup, özür dileme ve insan ilişkilerinin önemini vurgulayan mühim mesajlar taşır. Bu sure, özellikle derin bir tefekkür ve içsel hesaplaşma anlarında okunması tavsiye edilir. Abese Suresi, insanlara değer verme, kibiri terk etme ve yalnızca Allah’ın rızasını gözetme konusunda ikazda bulunur. Allah, bu surede, kalpleri yumuşatmayı ve müminlerin birbirine karşı duyarlılığını teşvik eder. Okunması, stresli dönemlerde ruhun huzur bulmasına ve manevi bir ferahlama sağlamaya yardımcı olur. Duygusal ve psikolojik olarak anlamlı bir bağlantı kurabilmek için bu sureyi düzenli olarak zikretmek faydalıdır.

81

Tekvîr

Tekvîr Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 81. suresi olup, kıyamet alametlerini ve ahiret hayatının gerçeklerini gözler önüne serer. Bu sure, okuyucusuna derin bir farkındalık kazandırarak hayatın geçiciliğini hatırlatır. Özellikle zor zamanlarda ya da kaygılı anlarda okunması, ruhsal bir huzur ve sükunet getirir. Faziletleriyle bilinen bu sure, manevi bir yolculuk yapmak isteyen herkes için önemlidir. Unutulmamalıdır ki, Tekvîr Suresi'nin okunması, kalplere huzur ve düşünceye derinlik katar, insana ilahi mesajları hatırlatır.