İmam Şafii
"Şafii fıkıh usulü, İslam hukuk tarihinde birbirine zıt kutuplar gibi görünen iki devasa ekolün; Medine merkezli 'Ehl-i Hadis' (Nakil Okulu) ile Irak merkezli 'Ehl-i Re'y' (Akıl Okulu) akımlarının muazzam ve kusursuz bir sentezidir. İmam Şafii, İslam düşünce tarihinde bir dönüm noktası yaratarak 'Usul-ü Fıkıh' (Hukuk Metodolojisi) ilmini icat eden ve bunu 'Er-Risale' adlı eseriyle ilk kez sistematik olarak yazılı hale getiren kişidir. Ondan önce fıkıh kuralları fıkhi meselelerin içine dağılmışken, o hukukun evrensel kurallarını ilk defa matematiksel bir kesinlikle formüle etmiştir. Şafii usulünde hiyerarşi son derece nettir: Kur'an, Sünnet, İcma ve Kıyas. Ancak İmam Şafii, sünnet anlayışında İmam Malik'ten farklı olarak 'Medine ehlinin ameli' yerine 'Sahih Hadis'in mutlak bağlayıcılığını savunmuştur. Hadisin senedi (aktarıcı zinciri) sahihse, o hadis tek bir kişi tarafından aktarılmış (Ahad hadis) olsa bile kıyasa, şahsi görüşe veya yerel bir adete kesin olarak tercih edilir. Öte yandan, Hanefilerin sıklıkla başvurduğu 'İstihsan' metodunu şiddetle reddetmiş, bunu 'Aklına estiği gibi kanun koymak' olarak nitelendirmiştir. Hukuki esnekliği, sınırları ve şartları çok katı bir şekilde belirlenmiş 'Kıyas' metoduyla sağlamıştır. Ayrıca İmam Şafii'nin sosyolojik gerçekliği hesaba katan vizyonu sayesinde Şafii fıkhı, zaman ve mekânın değişmesiyle hukuki içtihatların da değişebileceğini (Mezheb-i Kadim ve Mezheb-i Cedid ayrımıyla) sistemsel olarak ispatlayan en dinamik fıkıh okuludur."
Tarihçe ve Yayılış
Şafii mezhebinin tarihsel gelişimi, kurucusunun Mekke, Medine, Yemen, Bağdat ve Mısır'ı kapsayan olağanüstü seyahatlerine paralel olarak şekillenmiştir. Mezhep, teorik altyapısını önce Irak coğrafyasında (Bağdat'ta) oluşturmuş, ancak asıl kurumsallaşmasını ve olgunluğunu Mısır'da 'El-Ümm' adlı devasa ansiklopedik eserin yazılmasıyla tamamlamıştır. İmam Şafii'nin vefatından sonra Er-Rebi bin Süleyman, El-Müzeni ve El-Büveyti gibi yetkin öğrencileri vasıtasıyla Mısır'dan tüm Ortadoğu'ya hızla yayılmıştır. Tarih sahnesinde özellikle Eyyubiler döneminde Mısır ve Suriye'de en parlak dönemini yaşamış, devletin başat mezhebi olmuştur. Büyük Selçuklu İmparatorluğu döneminde vezir Nizamülmülk'ün kurduğu meşhur 'Nizamiye Medreseleri'nin müfredatının Şafii fıkhına göre kurgulanması, mezhebin ilmi otoritesini İran'dan Anadolu'ya kadar taşımıştır. İmam Gazali, Fahreddin er-Razi, Nevevi, İbn Hacer el-Askalani gibi İslam tarihinin en büyük akademisyenleri ve entelektüelleri hep Şafii mezhebinden çıkmıştır. Günümüzde Mısır'ın önemli bir kısmı, Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan, Yemen, Somali, Cibuti ve Doğu Afrika kıyıları ile Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, Kuzey Irak'ta ve Kuzeybatı İran'da en yaygın mezheptir. En büyük demografik ağırlığı ise tüccarlar vasıtasıyla İslam'ın ulaştığı Güneydoğu Asya'dadır; Endonezya, Malezya, Brunei, Filipinler ve Tayland gibi ülkelerde yüz milyonlarca Müslüman Şafii mezhebine mensuptur.
Destansı Biyografi
Tam adı Muhammed bin İdris eş-Şafii olan İmam Şafii, neseb itibarıyla doğrudan Hz. Peygamber'in soyuna bağlanan, dedesi Abdümenaf'ta Allah Resulü ile soy ağacı birleşen asil bir Kureyşlidir. Hicri 150 (Miladi 767) yılında, tam da İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin vefat ettiği yıl Gazze'de dünyaya gelmiştir. Henüz iki yaşındayken babasını kaybeden Şafii, fedakar annesi tarafından memleketi Mekke'ye getirilmiş ve çok derin bir yoksulluk içinde büyümüştür. Kâğıt almaya gücü yetmediği için çöplerden topladığı kemik parçalarının, çanak çömlek kırıklarının üzerine yazılar yazarak ilim tahsil etmiştir. Yedi yaşında Kur'an-ı Kerim'i, on yaşında ise İmam Malik'in koca El-Muvatta adlı hadis kitabını baştan sona hıfzetmiş (ezberlemiş) bir dehadır.
Arap diline ve şiirine duyduğu tutku, onu Mekke dışındaki çöllere, Arapçayı en fasih (saf ve bozulmamış) haliyle konuşan Huzeyl kabilesinin yanına sürüklemiştir. Yıllarca çölde bu göçebe kabileyle yaşayarak olağanüstü bir dil ve edebiyat yeteneği kazanmış, aynı zamanda usta bir binici ve attığı oku hedeften şaşırmayan bir okçu olmuştur. Edebi yeteneği o kadar üst düzeydeydi ki, dönemin en büyük şairleri ve dilbilimcileri dahi onun Arapça kurallarına dair verdiği hükümleri tartışmasız kabul ederdi. Yirmi yaşına geldiğinde, ilmin zirvesindeki İmam Malik'ten ders almak üzere Medine'ye gitmiş ve hocasının vefatına kadar tam on yıl boyunca dizinin dibinden ayrılmayarak ehl-i hadis ekolünü hücrelerine kadar özümsemiştir.
Hocasının vefatından sonra geçim sıkıntısı sebebiyle Yemen valisinin yanında devlet memuriyeti görevini kabul etmiş, ancak bu görev onun hayatındaki en büyük kabuslardan birini doğurmuştur. Yemen'deki görevinde tavizsiz bir adalet uyguladığı için siyasi rakiplerinin iftirasına uğramış, "Alevi/Zeydi isyanlarına destek veriyor" suçlamasıyla elleri ve ayakları ağır zincirlere vurularak dönemin acımasız Abbasi Halifesi Harun Reşid'in Irak'taki sarayına götürülmüştür. İdam edilmek üzere halifenin huzuruna çıkarılan İmam Şafii, o korkunç atmosferde öylesine etkileyici bir belagatle, öylesine hukuki bir savunma yapmıştır ki, sadece Harun Reşid'i ikna edip ölümden dönmekle kalmamış, orada bulunan İmam Muhammed eş-Şeybani'nin de hayranlığını kazanarak onun himayesine girmiştir.
Bağdat'ta kalarak Ebu Hanife'nin en büyük talebesi İmam Muhammed'den Hanefi fıkhını (Ehl-i Re'y) tüm detaylarıyla öğrenmiştir. Böylece Şafii, İslam tarihinde hem Hicaz'ın saf hadisçi çizgisini hem de Irak'ın rasyonel felsefesini şahsında birleştiren tek isim olmuştur. Bağdat'ta oluşturduğu içtihatlara 'Mezheb-i Kadim' (Eski Mezhep) adı verilir. Hayatının olgunluk döneminde ise bambaşka bir sosyolojik ve kültürel yapıya sahip olan Mısır'a yerleşmiştir. Mısır'da karşılaştığı yeni sorunlar, yeni örfler ve yeni hayat şartları karşısında Bağdat'taki görüşlerinin çoğunu değiştirmiş ve 'Mezheb-i Cedid' (Yeni Mezhep) adını verdiği yepyeni bir fıkhi devrim yaratmıştır.
Mısır'daki hayatı Kahire'deki Amr bin As Camii'nde geçmiştir. Sabah namazından sonra tefsir, ardından hadis, sonra fıkıh, öğleye doğru ise şiir, edebiyat ve gramer dersleri vererek adeta tek kişilik dev bir üniversite gibi çalışmıştır. Ancak Mısır'daki ilmi tartışmalarda mutaassıp ve fanatik bir kısım cahil insanların husumetini çekmiştir. Bir ders esnasında fanatik Mâliki taraftarlarının fiziki saldırısına uğramış, kafasına aldığı ağır darbeler ve daha önceden var olan bağırsak rahatsızlığının kanamaya dönüşmesi sonucu yatağa düşmüştür. Çektiği şiddetli ağrılara rağmen talebelerine son nefesine kadar ders yazdırmaya devam eden bu muazzam ilim aşığı, Hicri 204 (Miladi 820) yılında 54 yaşında Mısır'da vefat etmiştir. Kahire'deki Mukattam dağı eteklerine defnedilen İmam Şafii, ardında hukukun temellerini sarsılmaz kurallara bağlayan muazzam bir miras bırakmıştır.