İmam Ahmed bin Hanbel
"Hanbeli fıkıh usulü, İslam'ın ilk yüzyıllarında yeşeren 'Ehl-i Hadis ve Eser' (Mutlak Nakil Okulu) çizgisinin en son, en keskin ve en sistematik temsilcisidir. Dört büyük mezhep içinde, naslara (Kur'an ve Hz. Peygamber'in sünnetine) lafzi bağlılığı en uç noktada tutan ve insan aklının dindeki yorum alanını (re'y ve kıyas) en aza indiren mezheptir. İmam Ahmed bin Hanbel, dinin kurallarını belirlerken sırasıyla Kur'an'a, Sahih Hadislere, Sahabe fetvalarına ve Tabiin dönemi uygulamalarına bakar. Bu mezhebi diğerlerinden ayıran en sarsılmaz özellik şudur: İmam Ahmed, zayıf (ancak uydurma olmayan) bir hadisi dahi, fakihi akıl yürüterek ulaşacağı bir kıyasa veya şahsi bir içtihada kesinlikle tercih eder. O'na göre vahyin kokusunu taşıyan zayıf bir aktarım, en zeki insanın üreteceği hukuki fikirden daha üstündür. Akılcılığı savunan Mutezile mezhebine ve felsefi tartışmalara (Kelam ilmine) şiddetle karşı çıkmış, dinin felsefe ile değil teslimiyet ile anlaşılacağını savunmuştur. İbadetler (ritüeller) ve inanç esasları konusunda son derece katı ve tavizsiz görünmesine karşın, Hanbeli fıkhının şaşırtıcı bir tezat oluşturduğu alan 'Muamelat' (Ticaret ve Sözleşmeler Hukuku) alanıdır. Hanbeli mezhebi, 'Akitlerde Serbestlik' ilkesini benimseyerek, Kur'an ve Sünnet'te açıkça yasaklanmamış olan her türlü ticari sözleşmeyi, tarafların serbestçe koyabileceği her türlü şartı mubah (serbest) saymıştır. Bu liberal ticari yaklaşım, modern finans ve çağdaş İslam ekonomisi çalışmalarında Hanbeli fıkhını bugün bile en çok referans alınan ve en kullanışlı sistem haline getirmiştir."
Tarihçe ve Yayılış
Hanbeli mezhebi, Abbasi İmparatorluğu'nun başkenti, felsefenin ve entelektüel tartışmaların kalbi olan Bağdat'ta doğmuştur. Diğer üç mezhebin (Hanefi, Maliki, Şafii) aksine Hanbeli mezhebi, kurucusunun doğrudan sistematik bir fıkıh okulu kurma çabasıyla değil, İmam Ahmed'in devasa hadis külliyatını derleme ve siyasi baskılara karşı geleneksel inancı (Ehl-i Sünnet omurgasını) koruma mücadelesi etrafında kümelenen öğrencileri vasıtasıyla sonradan şekillenmiştir. Mezhep, kurumsallaşmasını ancak İmam Ahmed'in vefatından yüzyıllar sonra, Ebu Ya'la ve İbn Kudame gibi devasa fakihlerin kitaplarıyla tamamlayabilmiştir. Tarihsel süreçte devletlerin resmi desteğinden mahrum kalmış, sert mizacı ve tavizsiz yapısı sebebiyle genellikle muhalif bir çizgi izlemiş, Bağdat, Şam ve Filistin bölgelerinde sınırlı ancak çok entelektüel bir azınlık tarafından takip edilmiştir. Mezhebin tarihteki en büyük kırılması ve adeta yeniden doğuşu 13. ve 14. yüzyıllarda Şam'da yaşamış olan dâhi ve tartışmalı isim Şeyhülislam İbn Teymiyye ve onun öğrencisi İbn Kayyım el-Cevziyye'nin çabalarıyla olmuştur. Asıl siyasi ve demografik patlamasını ise 18. yüzyılda Arap Yarımadası'nda Muhammed bin Abdülvehhab'ın öncülüğünde başlayan Vehhabi hareketi ve ardından bugünkü Suudi Arabistan Krallığı'nın kurulmasıyla gerçekleştirmiştir. Günümüzde Suudi Arabistan'ın devlet bazındaki resmi mezhebi olmakla beraber Katar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin bir bölümünde yaygındır ve dünya çapındaki tüm Selefi ekollerin fıkhi-itikadi omurgasını oluşturmaktadır.
Destansı Biyografi
Ahmet bin Muhammed bin Hanbel, Hicri 164 (Miladi 780) yılında, dönemin dünya metropolü ve Abbasi Hilafetinin başkenti Bağdat'ta dünyaya geldi. Soy itibarıyla Arap yarımadasının asil ve cesur kabilelerinden Şeyban kabilesine mensuptur. Henüz bebekken babasını kaybeden Ahmed, derin bir dindarlığa ve sağlam bir karaktere sahip olan annesi Safiyye bint Meymûne'nin olağanüstü çabalarıyla, yoksulluk içinde ancak büyük bir edep ve terbiye ile büyütüldü. Çocukluğundan itibaren gösterdiği ciddiyet, takva ve yaşıtlarından farklı olan vakur duruşu, onu tanıyan âlimlerin hemen dikkatini çekti. On beş yaşına geldiğinde Bağdat'taki hadis meclislerine katılmaya başladı ve hayatının yegane gayesi Hz. Peygamber'in ağzından çıkan her bir kelimeyi toplamak oldu.
Hadis toplamak (Rıhle) sevdası uğruna adeta dünyayı yürüdü. Kûfe, Basra, Mekke, Medine, Yemen ve Suriye şehirleri arasında defalarca seyahat etti. Bu yolculukların çoğunu yaya olarak, sırtında ağır kitap çuvallarıyla, bazen günlerce aç ve susuz kalarak, develerin ayak izlerini takip ederek yaptı. Yemen'deki ünlü hadis âlimi Abdürrezzak es-San'ani'den hadis almak için parasız kalınca, yol boyunca deve sürücülerine hamallık yaparak yol masrafını çıkardı. Tüm ömrü boyunca derlediği ve 30.000'den fazla hadisi içeren 'El-Müsned' adlı devasa ansiklopedik eseri, sadece İslam tarihinin değil, insanlık tarihinin en büyük kişisel metin derlemelerinden biri olarak kabul edilir.
Fıkhın inceliklerini ve hadislerden hukuki hüküm çıkarma usulünü, bizzat Bağdat'a gelen İmam Şafii'den öğrendi. İmam Şafii onun karakterine ve ilmine o kadar hayran kaldı ki, Mısır'a gitmek üzere Bağdat'tan ayrılırken tarihe geçen şu sözü söyledi: "Bağdat'tan ayrılıyorum; ardımda Ahmed bin Hanbel'den daha faziletli, daha âlim, daha fakih ve daha müttaki (Allah'tan korkan) birini bırakmadım." İmam Ahmed, ilimde zirveye ulaşmasına rağmen hayatı boyunca eski kıyafetler giyen, az yiyen, dünya malına zerre değer vermeyen ve kendisine sunulan binlerce altınlık saray hediyelerini gözünü kırpmadan reddeden bir derviş edasıyla yaşadı.
Ancak İmam Ahmed'in ismini asırlar ötesine taşıyan, onu efsanevi bir kahraman yapan asıl olay 'Mihne' (Büyük İmtihan ve Engizisyon) sürecidir. Dönemin Abbasi Halifesi Me'mun, Mutezile mezhebinin rasyonel felsefesini devletin resmi dogması haline getirdi ve 'Kur'an mahluktur (sonradan yaratılmıştır)' inancını tüm âlimlere zorla, kılıç zoruyla kabul ettirmeye çalıştı. Ölüm korkusuyla birçok ünlü kadı, âlim ve fakih bu baskıya boyun eğerken, İmam Ahmed bin Hanbel zerre kadar tereddüt etmeden Halife'nin karşısına dikildi ve "Kur'an Allah'ın kelamıdır, Allah'ın kelamı Allah'ın sıfatıdır ve yaratılmamıştır" diyerek tüm imparatorluğa tek başına meydan okudu.
Bu onurlu direnişi yüzünden önce Halife Me'mun, ardından Halife Mu'tasım ve Vâsık dönemleri boyunca, tam on beş yıl boyunca zindana atıldı, ağır prangalara vuruldu. Bağdat meydanlarında her gün cellatlar değişerek derisi soyulana, bayılıp kanlar içinde yere yığılana kadar vahşice kırbaçlandı. İşkencecileri dahi onun bu insanüstü sabrı karşısında dehşete düşmüştü. Nihayet Halife Mütevekkil tahta geçtiğinde bu zulme son verildi, Mutezile devletten tasfiye edildi ve İmam Ahmed bin Hanbel serbest bırakılarak büyük bir saygıyla onurlandırıldı. Ancak o, işkencecilerine dahi kin gütmeyecek kadar yüce bir kalbe sahipti ve kıyamet günü kendi yüzünden Müslüman kardeşlerinin ceza görmemesi için onlara hakkını helal etti. Hicri 241 (Miladi 855) yılında Bağdat'ta Rabbine kavuştuğunda, cenaze namazına katılan bir milyona yakın insanın oluşturduğu o devasa izdiham, İslam tarihinin şahit olduğu en görkemli veda anlarından biri olarak kayıtlara geçmiştir.