Karşılaştırmalı Fıkıh

Tahiyyat Duası

Tahiyyat duası, İslam fıkhında ve tasavvuf geleneğinde sıradan bir zikir değil, doğrudan 'Miraç' hadisesiyle temellendirilen, kul ile Yaratıcı ve O'nun Elçisi arasındaki en yüce diyaloğun sembolüdür. Rivayetlere göre Hz. Peygamber (s.a.v) Sidretü'l-Münteha'ya ulaştığında Yüce Allah'ı 'Et-tehiyyâtü lillâhi ve's-salevâtü ve't-tayyibât' (Her türlü hürmet, dua ve bütün iyilikler Allah'a mahsustur) diyerek selamlamıştır. Buna mukabil Yüce Allah, 'Es-selâmü aleyke eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh' (Ey Nebi, selam, Allah'ın rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun) şeklinde mukabelede bulunmuştur. Hz. Peygamber ise bu ilahi selama ümmetini ve melekleri de katarak 'Es-selâmü aleynâ ve alâ ıbâdillâhi's-sâlihîn' (Selam bizim ve Allah'ın salih kullarının üzerine olsun) demiştir. Bu muazzam diyaloğa şahit olan Cebrail (a.s) ve diğer melekler ise Kelime-i Şehadet getirerek bu manevi tabloyu taçlandırmışlardır. Tüm fıkıh mezhepleri bu duanın namazların oturuşlarında (ka'de) okunmasının gerekliliği üzerinde icma etmiş (birleşmiş), ancak Hz. Peygamber'den sahabelere aktarılan farklı lafız rivayetlerinden dolayı mezhepler arasında kelime ve vurgu farklılıkları ortaya çıkmıştır.

اَلتَّحِيَّاتُ لِلّٰهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ، اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ، اَلسَّلَامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللّٰهِ الصَّالِحِينَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ.

Okunuşu

Et-tehiyyâtü lillâhi ve's-salevâtü ve't-tayyibât. Es-selâmü aleyke eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh. Es-selâmü aleynâ ve alâ ıbâdillâhi's-sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh, ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.

Meali

Bütün dualar, senalar, bedeni ve mali ibadetler Allah'a mahsustur. Ey Peygamber! Selam, Allah'ın rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah'ın bütün salih kullarının üzerine olsun. Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve elçisidir.

Fıkhî Dayanak

İmam-ı Azam Ebu Hanife, Kûfe ekolünün en büyük üstadı olan sahabî Abdullah bin Mes'ud'un (r.a) rivayet ettiği metni esas almıştır. İbn Mes'ud, 'Resulullah bana Kur'an'dan bir sure öğretir gibi Tahiyyat'ı öğretti' diyerek bu lafızların kesinliğini vurgulamıştır. Hanefi fıkhına göre bu metnin namazın her oturuşunda tam ve eksiksiz okunması vaciptir.