Namaz Sonrası Tesbihatı (Ayet-el Kürsi ve 33'lü Zikirler)
Namaz sonrası tesbihatın kökeni, İslam tarihinin en naif ve duygusal sosyolojik olaylarından birine dayanır. Muhacirlerin fakir olanları bir gün Hz. Peygamber'e (s.a.v) gelerek şunları söylediler: 'Ey Allah'ın Elçisi! Zengin kardeşlerimiz de bizim gibi namaz kılıyor, oruç tutuyorlar. Ancak onların malları var; sadaka veriyorlar, köle azat ediyorlar ve bizi sevapça geçiyorlar.' Bu masum hüznü gidermek isteyen Rahmet Elçisi, onlara şu muazzam müjdeyi verdi: 'Size öyle bir şey öğreteyim ki, onu yaptığınızda sizi geçenlere yetişirsiniz, sizden sonrakiler de size yetişemez. Her farz namazın ardında 33 defa Sübhanallah, 33 defa Elhamdülillah, 33 defa Allahu Ekber deyin ve yüzüncüde Kelime-i Tevhid okuyun. Bunu yapanın günahları deniz köpüğü kadar olsa affedilir.' Sahih-i Müslim'de geçen bu evrensel emir üzerine tüm İslam ümmeti bu tesbihatı baş tacı etmiş, metin ortak kalsa da cemaatle veya bireysel yapılma şekli mezheplerin fıkhî zevklerine göre şekillenmiştir.
اَللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ، لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ، لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ، مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ، يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ، وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ، وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ، وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا، وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ. سُبْحَانَ اللّٰهِ (33) اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ (33) اَللّٰهُ أَكْبَرُ (33) لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ.
Okunuşu
Allâhü lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyü'l-kayyûm, lâ te'huzühû sinetün velâ nevm, lehû mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ard, men-ze'l-lezî yeşfeu ındehû illâ bi-iznih, ya'lemü mâ beyne eydîhim ve mâ halfehüm, velâ yühîtûne bi-şey'in min ılmihî illâ bimâ şâ', vesia kürsiyyühü's-semâvâti ve'l-ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ, ve hüve'l-aliyyü'l-azîm. Sübhânallâh (33 defa), Elhamdülillâh (33 defa), Allâhü Ekber (33 defa). Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr.
Meali
Allah, O'ndan başka ilah yoktur; diridir, her şeyin varlığı O'na bağlıdır. Ne uyuklama tutar O'nu ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O'nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir? Onların önlerindekini ve arkalarındakini bilir. O'nun ilminden, kendi dilediği kadarı dışında hiçbir şeyi kavrayamazlar. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları korumak O'na ağır gelmez. O, çok yücedir, çok büyüktür. Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. Hamd Allah'a mahsustur. Allah en büyüktür. Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Fıkhî Dayanak
Hanefi fıkhının temel usulünde tesbihatın aslı gizli (hafi) ve bireysel yapılmasıdır. Ancak tarihsel süreçte, özellikle Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasında, cemaatin bu muazzam zikri terk etmemesi, unutmaması ve camide muazzam bir ahenk oluşması için 'Müezzinlik' müessesesi gelişmiştir. Müezzinin 'Alâ Rasûlinâ salavât' diyerek cemaati yönlendirmesi ve tesbihatın namazın en sonunda (sünnetler de kılındıktan sonra) koro halinde yapılması, Hanefi tatbikatında kabul görmüş, ümmetin maslahatı gözetilerek kurumsallaşmış çok estetik bir gelenektir.