İlahi Rehber - 44

Duhân

"Duhân Suresi, İslam'ın derin manalarını taşıyan kutsal bir metin olarak karşımıza çıkar. Bu sure, inananların hayatlarında huzur ve dinginlik bulmaları için önemli bir kaynak sunar. Zaman zaman zorluklarla karşılaşan bireyler, Duhân Suresi'ni okumakla iç huzurlarını yeniden yekûna getirebilirler. Özellikle stresli anlarda veya geçici sıkıntılarda bu sureyi okumak, kalpleri rahatlatan ve gönülleri ferahlatan bir tesir yaratır. İçeriğinde barındırdığı hikmetler ve öğütlerle, müminleri doğru yola yönlendiren Duhân Suresi, her Müslümanın hayatında yer alması gereken bir hazine gibidir. Bolluk ve bereket için de okunabilecek en güzel dualardan biridir."

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةٍۢ مُّبَٰرَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ أَمْرًۭا مِّنْ عِندِنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ رَحْمَةًۭ مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّۢ يَلْعَبُونَ فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍۢ مُّبِينٍۢ يَغْشَى ٱلنَّاسَ ۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌۭ رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌۭ مُّبِينٌۭ ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌۭ مَّجْنُونٌ إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ ۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌۭ كَرِيمٌ أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌۭ مُّجْرِمُونَ فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُندٌۭ مُّغْرَقُونَ كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ وَزُرُوعٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ وَنَعْمَةٍۢ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًۭا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْءَايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌۭا۟ مُّبِينٌ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۢ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَٰهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ مَا خَلَقْنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًۭى شَيْـًۭٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍۢ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍۢ وَإِسْتَبْرَقٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍۢ يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ فَضْلًۭا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ

Transliteration

Ha mim. Vel kitabil mubin. İnna enzelnahu fi leyletin mubareketin inna kunna munzirin. Fiha yufreku kullu emrin hakim. Emren min indina inna kunna mursilin. Rahmeten min rabbik, innehu huves semiul alim. Rabbis semavati vel ardı ve ma beynehuma, in kuntum mukinin. La ilahe illa huve yuhyi ve yumit, rabbukumve rabbu abaikumul evvelin. Bel hum fi şekkin yel'abun. Fertekib yevme te'tis semau bi duhanin mubin. Yagşan nas, haza azabun elim. Rabbenekşif annel azabe inna mu'minun. Enna lehumuz zikra ve kad caehum resulun mubin. Summe tevellev anhu ve kalu muallemun mecnun. İnna kaşiful azabi kalilen innekum aidun. Yevme nebtışul batşetel kubra inna muntekimun. Ve lekad fetenna kablehum kavme fir'avne ve caehum resulun kerim. En eddu ileyye ibadallah, inni lekum resulun emin. Ve en la ta'lu alallah, inniatikum bi sultanin mubin. Ve inni uztu bi rabbi ve rabbikumen tercumuni. Ve in lem tu'minu li fa'teziluni. Fe dea rabbehu enne haulai kavmun mucrimun. Fe esri bi ibadi leylen innekum muttebeun. Vetrukil bahre rehva, innehum cundun mugrekun. Kem tereku min cennatin ve uyun. Ve zuruin ve makamin kerim. Ve na'metin kanu fiha fakihin. Kezalik, ve evresnaha kavmen aharin. Fe ma beket aleyhimus semau vel ardu ve ma kanu munzarin. Ve lekad necceyna beni israile minel azabil muhin. Min fir'avn, innehu kane aliyen minel musrifin. Ve lekadihternahum ala ilmin alel alemin. Ve ateynahum minel ayati ma fihi belaun mubin. İnne haulai le yekulun. İn hiye illa mevtetunel ulave ma nahnu bi munşerin. Fe'tu bi abaina in kuntum sadikin. E hum hayrun em kavmu tubbein vellezine min kablihim, ehleknahum innehum kanu mucrimin. Ve ma halaknes semavati vel arda ve ma beynehuma laibin. Ma halaknahuma illa bil hakkı ve lakinne ekserehum la ya'lemun. İnne yevmel faslı mikatuhum ecmain. Yevme la yugni mevlen an mevlen şey'en ve la hum yunsarun. İlla men rahimallah, innehu huvel azizur rahim. İnne şeceretez zakkum. Taamul esim. Kel muhl, yagli fil butun. Ke galyil hamim. Huzuhu fa'tiluhu ila sevail cahim. Summe subbu fevka re'sihi min azabil hamim. Zuk, inneke entel azizul kerim. İnne haza ma kuntum bihi temterun. İnnel muttekine fi makamin emin. Fi cennatin ve uyun. Yelbesune min sundusin ve istebrakın mutekabilin. Kezalik, ve zevvecnahum bi hurin in. Yed'une fiha bi kulli fakihetin aminin. La yezukune fihel mevte illel mevtetel ula, ve vekahum azabel cahim. Fadlen min rabbik, zalike huvel fevzul azim. Fe innema yessernahu bi lisanike leallehum yetezekkerun. Fertekib innehum murtekıbun.

Translation (TR)

Ha, Mim. Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız. Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız. Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir. Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir. Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir. Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir. O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir. Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar. Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır. Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır. İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler. Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi. Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi. Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz. Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız. And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki: "Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim." "Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim." "Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım." "Bana inanmazsanız, başımdan çekilin." Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı. Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız." "Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur." Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı. Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı. Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı. Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık. Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı. And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık. And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık. And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık. Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik. Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler. Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler. Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler. Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler. Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık. Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler. Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür. O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler. Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir. Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir. Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir. Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir. Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir. "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir. "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir. "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir. "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir. Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar. Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz. Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler. Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur. Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur. Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler. Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.

46

Ahkâf

Ahkâf Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 46. suresidir ve Hz. Muhammed'e indirilen vahiylerden biridir. Bu sure, İslam'ın özünü ve inananların karşılaştığı zorluklar karşısında sabır ve tevekkül göstermeleri gerektiğini vurgular. Ahkâf, 'kum (dalgalar)' anlamına gelirken, surenin içindeki derin hikmetler hayatımıza ışık tutmaktadır. Bu sureyi okumak, özellikle zor zamanlarda ve sıkıntılı anlarda ruhumuzu ferahlatmak için önemli bir armağandır. Okunduğu her zaman, inanan kişiye manevi huzur ve güç verir. Ahkâf Suresi'nin fazileti, onu okuyarak kalplerimizi arındırmamıza ve Allah'a yaklaşmamıza olanak tanır.

47

Muhammed

Muhammed Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 47. suresidir ve İslam dininin en önemli öğretilerini içermektedir. Bu sure, müminlerin kalplerini güçlendirerek onları doğru yolda yürümeye teşvik eder. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v) niteliklerini ve Müslümanların toplumsal sorumluluklarını vurgulayan ayetler, okuyuculara derin bir ruhsal tatmin sunar. Özellikle savaş zamanlarında ve zor durumlarla karşı karşıya kalındığında okunması tavsiye edilen bu sure, manevi destek sağlamanın yanı sıra, Allah'a bağlılığı pekiştirir. İnananlar için, sıkıntılarda ve ihtiyaç anında Muhammed Suresi'nin okunması, dualarının kabulü için önemli bir kapı açar.

48

Fetih

Fetih Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 48. suresidir ve birçok fazileti barındırır. Bu sure, Müslümanların zafere ve birlikteliğe ulaşmasında önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle zorlu zamanlarda okunduğunda, iç huzuru sağlamak ve kalpleri yumuşatmak için etkili bir vesile olur. Fetih Suresi'nin okunması, Allah’ın yardımını ve rahmetini kazanmanın yanı sıra, birlik ve beraberlik bilincini güçlendirir. Her Müslümanın günlük hayatında bu sureyi sıkça anarak, Manevi destek alması gerekmektedir. Ruhu besleyen kelimeleriyle Fetih Suresi, her daim bir kurtuluş ve zafer nişanesi olarak kalacaktır.