A'râf
"'A'râf Suresi', Kur'an-ı Kerim'in en önemli surelerinden biridir ve derin anlamlarıyla müminlere yol gösterir. İçerisinde nakledilen kıssalar, peygamberlerin mücadeleleri ve ahiret hayatına dair mesajlar barındırır. Bu sure, özellikle zor zamanlarda okunduğunda insanlara huzur ve ilham kaynağı olur. 'A'râf', cennetin ve cehennemin sınırında yer alan bir bölgeyi temsil eder ve bu surede anlatılan hikayeler, insanlara doğru yolu bulma konusunda güçlü dersler vermektedir. Düzenli olarak okunan 'A'râf Suresi', ruhsal rahatlık sağladığı gibi, hayatın zorluklarına karşı sabrı ve direnci arttırır. Unutmayın ki bu sure, Allah'ın kelamıdır ve samimi bir niyetle okunduğunda kalplerde derin etkiler bırakır."
Transliteration
Elif, lam, mim, sad Kitabun unzile ileyke fe la yekun fi sadrike haracun minhu litunzire bihi ve zikra lil mu'minin. Ittebiu ma unzile ileykum min rabbikum ve la tettebiu min dunihi evliya, kalilen ma tezekkerun. Ve kem min karyetin ehleknaha fe caeha be'suna beyaten ev hum kailun. Fe ma kane da'vahum iz caehum be'suna illa en kalu inna kunna zalimin. Fe le nes'elennellezine ursile ileyhim ve le nes'elennel murselin. Fe le nekussanne aleyhim bi ilmin ve ma kunna gaibin. Vel veznu yevme izinil hakk, fe men sekulet mevazinuhu fe ulaike humul muflihun. Ve men haffet mevazinuhu fe ulaikellezine hasiru enfusehum bima kanu biayatina yazlimun. Ve lekad mekkennakum fil ardı ve cealna lekum fiha maayiş', kalilen ma teşkurun. Ve lekad halaknakum summe savvernakum summe kulna lil melaiketiscudu li ademe fe secedu illa iblis, lem yekun mines sacidin. Kale ma meneake ella tescude iz emertuk, kale ene hayrun minh, halakteni min narin ve halaktehu min tin. Kale fehbit minha fe ma yekunu leke en tetekebbere fiha fahruc inneke mines sagirin. Kale enzırni ila yevmi yub'asun. Kale inneke minel munzarin. Kale fe bima agveyteni le ak'udenne lehum sıratekel mustekim. Summe le atiyennehum min beyni eydihim ve min halfihim ve an eymanihim ve an şemailihim, ve la tecidu ekserehum şakirin. Kalehruc minha mez'umen medhura, le men tebiake minhum leemleenne cehenneme minkum ecmain. Ve ya ademuskun ente ve zevcukel cennete fe kula min haysu şi'tuma ve la takreba hazihiş şecerete fe tekuna minez zalimin. Fe vesvese lehumuş şeytanu li yubdiye lehuma ma vuriye anhuma min sev'atihima ve kale ma nehakuma rabbukuma an hazihiş şecereti illa en tekuna melekeyni ev tekuna minel halidin. Ve kasemehuma inni lekuma le minen nasıhin. Fedellahuma bi gurur, fe lemma zakaş şecerete bedet lehuma sev'atuhuma ve tafika yahsıfani aleyhima min varakıl cenneh, ve nadahuma rabbuhuma e lem enhekuma an tilkumeş şecereti ve ekul lekuma inneş şeytane lekuma aduvvun mubin. Kala rabbena zalemna enfusena ve in lem tagfirlena ve terhamna le nekunenne minel hasirin. Kalehbitu ba'dukum li ba'dın aduvv, ve lekum fil'ardı mustekarrun ve metaun ila hin. Kale fiha tahyevne ve fiha temutune ve minha tuhrecun. Ya beni ademe kad enzelna aleykum libasen yuvari sev'atikum ve rişa ve libasut takva zalike hayr, zalike min ayatillahi leallehum yezzekkerun. Ya beni ademe la yeftinennekumuş şeytanu kema ahrece ebeveykum minel cenneti yenziu anhuma libasehuma li yuriyehuma sev'atihima innehu yerakum huve ve kabiluhu min haysu la terevnehum inna cealneş şeyatine evliyae lillezine la yu'minun. Ve iza faalu fahişeten kalu vecedna aleyha abaena vallahu emerena biha kul innallahe la ye'muru bil fahşa, e tekulune alallahi ma la ta'lemun. Kul emere rabbi bil kıst ve ekimu vucuhekum inde kulli mescidin ved'uhu muhlisine lehud din, kema bedeekum teudun. Ferikan hada ve ferikan hakka aleyhimud dalaletu, innehumuttehazuş şeyatine evliyae min dunillahi ve yahsebune ennehum muhtedun. Ya beni ademe huzu zinetekum inde kulli mescidin ve kulu veşrebu ve la tusrifu, innehu la yuhıbbul musrifin. Kul men harreme zinetallahilleti ahrece li ibadihi vet tayyibati miner rızk, kul hiye lillezine amenu fil hayatid dunya halisaten yevmel kıyameh, kezalike nufassılul ayati li kavmin ya'lemun. Kul innema harreme rabbiyel fevahişe ma zahere minha ve ma batane vel isme vel bagye bi gayril hakkı ve en tuşriku billahi ma lem yunezzil bihi sultanen ve en tekulu alallahi ma la ta'lemun. Ve li kulli ummetin ecel, fe iza cae eceluhum la yeste'hırune saaten ve la yestakdimun. Ya beni ademe imma ye'tiyennekum rusulun minkum yekussune aleykum ayati fe menitteka ve asleha fe la havfun aleyhim ve la hum yahzenun. Vellezine kezzebu bi ayatina vestekberu anha ulaike ashabun nar, hum fiha halidun. Fe men azlemu mimmeniftera alallahi keziben ev kezzebe bi ayatih ulaike yenaluhum nasibuhum minel kitab, hatta iza caethum rusuluna yeteveffevnehum kalu eyne ma kuntum ted'une min dunillah kalu dallu anna ve şehidu ala enfusihim ennehum kanu kafirin. Kaledhulu fi umemin kad halet min kablikum minel cinni vel insi fin nar, kullema dehalet ummetun leanet uhteha, hatta izeddareku fiha cemian kalet uhrahum li ulahum rabbena haulai edalluna fe atihim azaben di'fen minen nar kale li kullin di'fun ve lakin la ta'lemun. Ve kalet ulahum li uhrahum fe ma kane lekum aleyna min fadlin fe zukul azabe bima kuntum teksibun. İnnellezine kezzebu bi ayatina vestekberu anha la tufettehu lehum ebvabus semai ve la yedhulunel cennete hatta yelicel cemelu fi semmil hiyat ve kezalike neczil mucrimin. Lehum min cehenneme mihadun ve min fevkıhim gavaş ve kezalike necziz zalimin. Vellezine amenu ve amilus salihati la nukellifu nefsen illa vus'aha ulaike ashabul cenneh, hum fiha halidun. Ve neza'na ma fi sudurihim min gıllin tecri min tahtihimul enhar, ve kalul hamdu lillahillezi hedana li haza ve ma kunna li nehtediye levla en hedanallah, lekad caet rusulu rabbina bil hakk, ve nudu en tilkumul cennetu uristumuha bima kuntum ta'melun. Ve nada ashabul cenneti ashaben nari en kad vecedna ma vaadena rabbuna hakka fe hel vecedtum ma vaade rabbukum hakka kalu neam fe ezzene muezzinun beynehum en la'netullahi alez zalimin. Ellezine yasuddune an sebilillahi ve yebguneha iveca ve hum bil ahireti kafirun. Ve beynehuma hicab ve alel a'rafi ricalun ya'rifune kullen bi simahum ve nadev ashabel cenneti en selamun aleykum lem yedhuluha ve hum yatmeun. Ve iza surifet ebsaruhum tilkae ashabin nari kalu rabbena la tec'alna mealkavmiz zalimin. Ve nada ashabul'a'rafi ricalen ya'rifunehum bi simahum kalu ma agna ankum cem'ukum ve ma kuntum testekbirun. E haulaillezine aksemtum la yenaluhumullahu bi rahmeh udhulul cennete la havfun aleykum ve la entum tahzenun. Ve nada ashabun nari ashabel cenneti en efidu aleyna minel mai ev mimma rezekakumullah, kalu innallahe harremehuma alel kafirin. Ellezinettehazu dinehum lehven ve leiben ve garrethumul hayatud dunya, felyevme nensahum kema nesu likae yevmihim haza ve ma kanu bi ayatina yechadun. Ve lekad ci'nahum bi kitabin fassalnahu ala ilmin huden ve rahmeten li kavmin yu'minun. Hel yanzurune illa te'vileh, yevme ye'ti te'viluhu yekulullezine nesuhu min kablu kad caet rusulu rabbina bil hakk, fe hel lena min şufeae fe yeşfeu lena ev nureddu fe na'mele gayrellezi kunna na'mel, kad hasiru enfusehum ve dalle anhum ma kanu yefterun. İnne rabbekumullahullezi halakas semavati vel arda fi sitteti eyyamin summesteva alel arşı, yugşil leylen nehare yatlubuhu hasisen veş şemse vel kamere ven nucume musahharatin bi emrih, e la lehul halku vel emr, tebarekallahu rabbulalemin. Ud'u rabbekum tedarruan ve hufyeh, innehu la yuhıbbul mu'tedin. Ve la tufsidu fil ardı ba'de ıslahıha ved'uhu havfen ve tamaa inne rahmetallahi karibun minel muhsinin. Ve huvellezi yursilur riyaha buşren beyne yedey rahmetih, hatta iza ekallet sehaben sikale suknahu li beledin meyyitin fe enzelna bihil mae fe ahrecna bihimin kullissemerat, kezalikenuhricul mevta leallekum tezekkerun. Vel beledut tayyibu yahrucu nebatuhu bi izni rabbih, vellezi habuse la yahrucu illa nekida, kezalike nusarriful ayati li kavmin yeşkurun. Lekad erselna nuhan ila kavmihi fe kale ya kavmi'budullahe ma lekum min ilahin gayruh, inni ehafu aleykum azabe yevmin azim. Kalel meleu min kavmihi inna le nerake fi dalalin mubin. Kale ya kavmi leyse bi dalaletun ve lakinni resulun min rabbil alemin. Ubelligukum risalati rabbi ve ensahu lekum ve a'lemu minallahi ma la ta'lemun. E ve acibtum en caekum zikrun min rabbikum ala raculin minkum li yunzirekum ve li tetteku ve leallekum turhamun. Fe kezzebuhu fe enceynahu vellezine meahu fil fulki ve agraknellezine kezzebu bi ayatina, innehum kanu kavmen amin. Ve ila adin ehahum huda, kale ya kavmi'budullahe ma lekum min ilahin gayruh, e fe la tettekun. Kalelmeleullezine keferu min kavmihi inna le nerake fi sefahetin ve inna le nezunnuke minel kazibin. Kale ya kavmi leyse bi sefahetun ve lakinni resulun min rabbil alemin. Ubelligukum risalati rabbi ve ene lekum nasıhun emin. E ve acibtum en caekum zikrun min rabbikum ala raculin minkum li yunzirekum, vezkuru iz cealekum hulefae min ba'di kavmi nuhın ve zadekum fil halkı bastaten, fezkuru alaallahi leallekum tuflihun. Kalu e ci'tena li na'budallahe vahdehu ve nezere ma kane ya'budu abauna, fe'tina bi ma teiduna in kunte mines sadıkin. Kale kad vakaa aleykum min rabbikum ricsun ve gadabun, e tucadiluneni fi esmain semmeytumuha entum ve abaukum ma nezzelallahu biha min sultanin, fentezıru inni meakum minel muntezırin. Fe enceynahu vellezine meahu bi rahmetin minna ve kata'na dabirellezine kezzebu bi ayatina ve ma kanu mu'minin. Ve ila semude ehahum salihan kale ya kavmi'budullahe ma lekum min ilahin gayruhu, kad caetkum beyyinetun min rabbikum hazihi nakatullahi lekum ayeten fe zeruha te'kul fi ardıllahi ve la temessuha bi suin fe ye'huzekum azabun elim. Vezkuru iz cealekum hulefae min ba'di adin ve bevveekum fil ardı tettehızune min suhuliha kusuren ve tenhitunel cibale buyuten fezkuru alaallahi ve la ta'sev fil ardı mufsidin. Kalel meleullezinestekberu min kavmihi lillezinestud'ıfu li men amene minhum e ta'lemune enne salihan murselun min rabbihi kalu inna bima ursile bihi mu'minun. Kalellezinestekberu inna billezi amentum bihi kafirun. Fe akarun nakate ve atev an emri rabbihim ve kalu ya salihu'tina bima teiduna in kunte minel murselin. Fe ehazethumur recfetu fe asbahu fi darihim casimin. Fe tevella anhum ve kale ya kavmi lekad eblagtukum risalete rabbi ve nesahtu lekum ve lakin la tuhıbbunen nasıhin. Ve lutan iz kale li kavmihi e te'tunel fahışete ma sebekakum biha min ehadin minel alemin. İnnekum le te'tuner ricale şehveten min dunin nisai, bel entum kavmun musrifun. Ve ma kane cevabe kavmihi illa en kalu ahricuhum min karyetikum, innehum unasun yetetahherun. Fe enceynahu ve ehlehu illemreetehu kanet minel gabirin. Ve emtarna aleyhim matara, fenzur keyfe kane akıbetul mucrimin. Ve ila medyene ehahum şuayba kale ya kavmi'budullahe ma lekum min ilahin gayruhu kad caetkum beyyinetun min rabbikum fe evful keyle vel mizane ve la tebhasun nase eşyaehum ve la tufsidu fil ardı ba'de ıslahıha zalikum hayrun lekum in kuntum mu'minin. Ve la tak'udu bikulli sıratın tu'ıdune ve tasuddune an sebilillahi men amene bihi ve tebguneha ivecen vezkuru iz kuntum kalilen fe kesserekum vanzuru keyfe kane akıbetul mufsidin. Ve in kane taifetun minkum amenu billezi ursiltu bihi ve taifetun lem yu'minu fasbiru hatta yahkumallahu beynena, ve huve hayrul hakimin. Kalel meleullezinestekberu min kavmihi le nuhricenneke ya şuaybu vellezine amenu meake min karyetina ev le teudunne fi milletina, kale e ve lev kunna karihin. Kadiftereyna alallahi keziben in udna fi milletikum ba'de iz necceynallahu minha, ve ma yekunu lena en neude fiha illa en yeşaallahu rabbuna, vesia rabbuna kulle şey'in ilmen, alallahi tevekkelna, rabbeneftah beynena ve beyne kavmina bil hakkı ve ente hayrul fatihin. Ve kalel meleullezine keferu min kavmihi le initteba'tum şuayben innekum izen le hasirun. Fe ehazethumur recfetu fe asbehu fi darihim casimin. Ellezine kezzebu şuayben ke en lem yagnev fiha, ellezine kezzebu şuayben kanu humul hasirin. Fe tevella anhum ve kale ya kavmi lekad eblagtukum risalati rabbi ve nesahtu lekum, fe keyfe asa ala kavmin kafirin. Ve ma erselna fi karyetin min nebiyyin illa ehazna ehleha bil be'sai ved darrai leallehum yaddarraun. Summe beddelna mekanes seyyietil hasenete hatta afev ve kalu kad messe abaenad darrau ves serrau fe ehaznahum bagteten ve hum la yeş'urun. Ve lev enne ehlel kura amenu vettekav le fetahna aleyhim berekatin mines semai vel ardı ve lakin kezzebu fe ehaznahum bima kanu yeksibun. E fe emine ehlul kura en ye'tiyehum be'suna beyaten ve hum naimun. E ve emine ehlul kura en ye'tiyehum be'suna duhan ve hum yel'abun . E fe eminu mekrallahi, fe la ye'menu mekrallahi illel kavmul hasirun. E ve lem yehdi lillezine yerisunel arda min ba'di ehliha en lev neşau esabnahum bi zunubihim, ve natbeu ala kulubihim fe hum la yesme'un. Tilkel kura nakussu aleyke min enbaiha ve lekad caethum rusuluhum bil beyyinati fe ma kanu liyu'minu bi ma kezzebu min kablu kezalike yatbaullahu ala kulubil kafirin . Ve ma vecedna li ekserihim min ahdin, ve in vecedna ekserehum le fasikin. Summe beasna min ba'dihim musa bi ayatina ila fir'avne ve melaihi fe zalemu biha, fanzur keyfe kane akıbetul mufsidin. Ve kale musa ya fir'avnu inni resulun min rabbil alemin. Hakikun ala en la ekule alallahi illel hakk, kad ci'tukum bi beyyinetin min rabbikum fe ersil maiye beni israil. Kale in kunte ci'te bi ayetin fe'ti biha in kunte mines sadikin. Fe elka asahu fe iza hiye su'banun mubin. Ve neze'a yedehu fe iza hiye beydau lin nazırin. Kalel meleu min kavmi fir'avne inne haza le sahırun alim. Yuridu en yuhricekum min ardıkum, fe maza te'murun. Kalu ercih ve ehahu ve ersil fil medaini haşirin. Ye'tuke bi kulli sahırin alim. Ve caes seharatu fir'avne kalu inne lena le ecren in kunna nahnul galibin. Kale ne'am ve innekum le minel mukarrebin. Kalu ya musa imma en tulkiye ve imma en nekune nahnul mulkin. Kale elku fe lemma elkav seharu a'yunen nasi vesterhebuhum ve cau bi sihrin azim. Ve evhayna ila musa en elkı asake, fe iza hiye telkafu ma ye'fikun. Fe vakaal hakku ve batale ma kanu ya'melun. Fe gulibu hunalike venkalebu sagırin. Ve ulkıyes seharatu sacidin. Kalu amenna bi rabbil alemin. Rabbi musa ve harun. Kale fir'avnu amentum bihi kable en azene lekum, inne haza le mekrun mekertumuhu fil medineti li tuhricu minha ehleha, fe sevfe ta'lemun. Le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hilafin summe le usallibennekum ecmain. Kalu inna ila rabbina munkalibun. Ve ma tenkımu minna illa en amenna bi ayati rabbina lemma caetna, rabbena efrıg aleyna sabren ve teveffena muslimin. Ve kalel meleu min kavmi fir'avne e tezeru musa ve kavmehu li yufsidu fìl ardı ve yezereke ve aliheteke, kale senukattilu ebnaehum ve nestahyi nisaehum ve inna fevkahum kahirun. Kale musa li kavmihisteinu billahi vasbiru, innel arda lillahi yurisuha men yeşau min ibadih, vel akıbetu lil muttekin. Kalu uzina min kabli en te'tiyena ve min ba'di ma ci'tena, kale asa rabbukum en yuhlike aduvvekum ve yestahlifekum fil ardı fe yanzure keyfe ta'melun. Ve lekad ehazna ale fir'avne bis sinine ve naksın mines semerati leallehum yezzekkerun. Fe iza caethumul hasenetu kalu lena hazih, ve in tusibhum seyyietun yettayyeru bi musa ve men meah, e la innema tairuhum indallahi ve lakinne ekserehum la ya'lemun. Ve kalu mehma te'tina bihi min ayetin li tesharena biha fe ma nahnu leke bi mu'minin. Fe erselna aleyhimut tufane vel cerade vel kummele ved dafadia ved deme ayatin mufassalatin festekberu ve kanu kavmen mucrimin. Ve lemma vakaa aleyhimur riczu kalu ya mused'u lena rabbeke bi ma ahide indek, le in keşefte anner ricze le nu'minenne leke ve le nursilenne meake beni israil. Fe lemma keşefna anhumur ricze ila ecelin hum baliguhu iza hum yenkusun. Fentekamna minhum fe agraknahum fil yemmi biennehum kezzebu bi ayatina ve kanu anha gafilin. Ve evresnel kavmellezine kanu yustad'afune meşarikal ardı ve megaribehelleti barekna fiha, ve temmet kelimetu rabbikel husna ala beni israile bi ma saberu, ve demmerna ma kane yasnau fir'avnu ve kavmuhu ve ma kanu ya'rişun. Ve cavezna bi beni israilel bahre fe etev ala kavmin ya'kufune ala asnamin lehum, kalu ya musac'al lena ilahen ke ma lehum alihetun, kale innekum kavmun techelun. İnne haulai mutebberun ma hum fihi ve batılun ma kanu ya'melun. Kale e gayrallahi ebgikum ilahen ve huve faddalekum alel alemin. Ve iz enceynakum min ali fir'avne yesumunekum suel azab, yukattilune ebnaekum ve yestahyune nisaekum ve fi zalikum belaun min rabbikum azim. Ve vaadna musa selasine leyleten ve etmemnaha bi aşrin fe temme mikatu rabbihi erbaine leyleh, ve kale musa li ahihi harunahlufni fi kavmi ve aslıh ve la tettebi' sebilel mufsidin. Ve lemma cae musa li mikatina ve kellemehu rabbuhu kale rabbi erini enzur ileyk, kale len terani ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarre mekanehu fe sevfe terani fe lemma tecella rabbuhu lil cebeli cealehu dekkan ve harra musa saıkan, fe lemma efaka kale subhaneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu'minin. Kale ya musa innistafeytuke alen nasi bi risalati ve bi kelami fe huz ma ateytuke ve kun mineş şakirin. Ve ketebna lehu fil elvahı min kulli şey'in mev'ızaten ve tafsilen li kulli şey'in fe huzha bi kuvvetin ve'mur kavmeke ye'huzu bi ahseniha seurikum darel fasikin. Seasrifu an ayatiyellezine yetekebberune fil ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle ayetin la yu'minu biha ve in yerev sebiler ruşdi la yettehızuhu sebilen ve in yerev sebilel gayyi yettehızuhu sebil, zalike bi ennehum kezzebu bi ayatina ve kanu anha gafilin. Vellezine kezzebu bi ayatina ve likail ahireti habitat a'maluhum, hel yuczevne illa ma kanu ya'melun. Vettehaze kavmu musa min ba'dihi min huliyyihim iclen ceseden lehu huvar, e lem yerev ennehu la yukellimuhum ve la yehdihim sebilen ittehazuhu ve kanu zalimin. Ve lemma sukıta fi eydihim ve reev ennehum kad dallu kalu le in lem yerhamna rabbuna ve yağfir lena le nekunenne minel hasirin. Ve lemma recea musa ila kavmihi gadbane esifen kale bi'sema haleftumuni min ba'di, e aciltum emre rabbikum, ve elkal elvaha ve ehaze bi re'si ahihi yecurruhu ileyh, kalebne umme innel kavmestad'afuni ve kadu yaktuluneni fe la tuşmit biyel a'dae ve la tec'alni meal kavmiz zalimin. Kale rabbıgfirli ve li ahi ve edhilna fi rahmetike ve ente erhamur rahımin. İnnellezinettehazul ıcle seyenaluhum gadabun min rabbihim ve zilletun fil hayatid dunya, ve kezalike neczil mufterin. Vellezine amilus seyyiati summe tabu min ba'diha ve amenu inne rabbeke min ba'diha le gafurun rahim. Ve lemma sekete an musel gadabu ehazel elvah, ve fi nushatiha huden ve rahmetun lillezine hum li rabbihim yerhebun. Vahtara musa kavmehu seb'ine raculen li mikatina, fe lemma ehazet humur recfetu kale rabbi lev şi'te ehlektehum min kablu ve iyyaye, e tuhlikuna bi ma feales sufehau minna, in hiye illa fitnetuk, tudıllu biha men teşau ve tehdi men teşau ente veliyyuna fagfirlena verhamna ve ente hayrul gafirin. Vektub lena fi hazihid dunya haseneten ve fil ahıreti inna hudna ileyk, kale azabi usibu bihi men eşau ve rahmeti vesiat kulle şey', fe se ektubuha lillezine yettekune ve yu'tunez zekate vellezine hum bi ayatina yu'minun. Ellezine yettebiuner resulen nebiyyel ummiyyellezi yecidunehu mektuben indehum fit tevrati vel incili ye'muruhum bil ma'rufi ve yenhahum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibati ve yuharrimu aleyhimul habaise ve yedau anhum ısrahum vel aglalelleti kanet aleyhim, fellezine amenu bihi ve azzeruhu ve nasaruhu vettebeun nurellezi unzile meahu ulaike humul muflihun. Kul ya eyyuhen nasu inni resulullahi ileykum cemianillezi lehu mulkus semavati vel ard, la ilahe illa huve yuhyi ve yumit, fe aminu billahi ve resulihin nebiyyil ummiyyillezi yu'minu billahi ve kelimatihi vettebiuhu leallekum tehtedun. Ve min kavmi musa ummetun yehdune bil hakkı ve bihi ya'dilun. Ve katta'nahumusnetey aşrete esbatan umema, ve evhayna ila musa izisteskahu kavmuhu enıdrıb bi asakel hacer, fenbeceset minhusneta aşrete ayna, kad alime kullu unasin meşrebehum, ve zallelna aleyhimul gamame ve enzelna aleyhimul menne ves selva, kulu min tayyibati ma rezaknakum, ve ma zalemuna ve lakin kanu enfusehum yazlimun. Ve iz kile lehumuskunu hazihil karyete ve kulu minha haysu şi'tum ve kulu hıttatun vedhulul babe succeden nagfir lekum hatiatikum, senezidul muhsinin. Fe beddelellezine zalemu minhum kavlen gayrellezi kile lehum fe erselna aleyhim riczen mines semai bi ma kanu yazlimun. Ves'elhum anil karyetilleti kanet hadıratel bahri iz ya'dune fis sebti iz te'tihim hitanuhum yevme sebtihim şurre'an ve yevme la yesbitune la te'tihim, kezalike nebluhum bi ma kanu yefsukun. Ve iz kalet ummetun minhum lime teizune kavmenillahu muhlikuhum ev muazzibuhum azaben şedida, kalu ma'zireten ila rabbikum ve leallehum yettekun. Fe lemma nesu ma zukkiru bihi enceynellezine yenhevne anis sui ve ahaznellezine zalemu bi azabin beisin bi ma kanu yefsukun. Fe lemma atev an ma nuhu anhu kulna lehum kunu kıredeten hasiin. Ve iz teezzene rabbuke le yeb'asenne aleyhim ila yevmil kıyameti men yesumuhum suel azab, inne rabbeke le seriul ıkabi ve innehu le gafurun rahim. Ve katta'nahum fil ardı umema, minhumus salihune ve minhum dune zalike ve belevnahum bil hasenati ves seyyiati leallehum yerciun. Fe halefe min ba'dihim halfun verisul kitabe ye'huzune arada hazel edna ve yekulune se yugferu lena ve in ye'tihim aradun misluhu ye'huzuh, e lem yu'haz aleyhim misakul kitabi en la yekulu alallahi illel hakka ve deresu ma fih, ved darul ahıretu hayrun lillezine yettekun, e fe la ta'kılun. Vellezine yumessikune bil kitabi ve ekamus salate inna la nudiu ecrel muslihin. Ve iz netaknel cebele fevkahum ke ennehu zulletun ve zannu ennehu vakıun bihim, huzu ma ateynakum bi kuvvetin vezkuru ma fihi leallekum tettekun. Ve iz ehaze rabbuke min beni ademe min zuhurihim zurriyyetehum ve eşhedehum ala enfusihim, e lestu birabbikum, kalu bela, şehidna, en tekulu yevmel kıyameti inna kunna an haza gafilin. Ev tekulu innema eşreke abauna min kablu ve kunna zurriyyeten min ba'dihim, e fe tuhlikuna bima fealel mubtilun. Ve kezalike nufassılul ayati ve leallehum yerci'un. Vetlu aleyhim nebeellezi ateynahu ayatina fenseleha minha fe etbeahuş şeytanu fe kane minel gavin. Ve lev şi'na le refa'nahu biha ve lakinnehu ahlede ilel ardı vettebea hevah, fe meseluhu ke meselil kelb, in tahmil aleyhi yelhes ev tetrukhu yelhes, zalike meselul kavmillezine kezzebu bi ayatina, faksusil kasasa leallehum yetefekkerun. Sae meselennil kavmullezine kezzebu bi ayatina ve enfusehum kanu yazlimun. Men yehdillahu fehuvel muhtedi ve men yudlil fe ulaike humul hasirun. Ve lekad zere'na li cehenneme kesiren minel cinni vel insi lehum kulubun la yefkahune biha ve lehum a'yunun la yubsırune biha ve lehum azanun la yesmeune biha, ulaike kel en'ami bel hum edallu, ulaike humul gafilun. Ve lillahil esmaul husna fed'uhu biha ve zerullezine yulhıdune fi esmaih, se yuczevne ma kanu ya'melun. Ve mimmen halakna ummetun yehdune bil hakkı ve bihi ya'dilun. Vellezine kezzebu bi ayatina se nestedricuhum min haysu la ya'lemun. Ve umli lehum, inne keydi metin E ve lem yetefekkeru ma bi sahıbihim min cinneh, in huve illa nezirun mubin. E ve lem yanzuru fi melekutis semavati vel ardı ve ma halakallahu min şey'in ve en asa en yekune kadıkterebe eceluhum, fe bi eyyi hadisin ba'dehu yu'minun. Men yudlilillahu fe la hadiye leh, ve yezeruhum fi tugyanihim ya'mehun. Yes'eluneke anis sa'ati eyyane mursaha, kul innema ilmuha inde rabbi, la yucelliha li vaktiha illa huv, sekulet fis semavati vel ard, la te'tikum illa bagtete, yes'eluneke ke enneke hafiyyun anha, kul innema ilmuha indallahi ve lakinne ekseren nasi la ya'lemun. Kul la emliku li nefsi nef'an ve la darran illa maşaallah, ve lev kuntu a'lemul gaybe lesteksertu minel hayri ve ma messeniyes suu in ene illa nezirun ve beşirun li kavmin yu'minun. Huvellezi halakakum min nefsin vahıdetin ve ceale minha zevceha li yeskune ileyha, fe lemma tegaşşaha hamelet hamlen hafifen fe merret bihi, fe lemma eskalet deavallahe rabbehuma lein ateytena salihan le nekunenne mineş şakirin. Fe lemma atahuma salihan ceala lehu şurakae fima atahuma, fe tealallahu amma yuşrikun. E yuşrikune ma la yahluku şey'en ve hum yuhlekun. Ve la yestetiune lehum nasran ve la enfusehum yansurun. Ve in ted'uhum ilel huda la yettebiukum, sevaun aleykum e deavtumuhum em entum samitun. İnnellezine ted'une min dunillahi ıbadun emsalukum fed'uhum felyestecibu lekum in kuntum sadıkin. E lehum erculun yemşune biha, em lehum eydin yabtışune biha, em lehum a'yunun yubsırune biha, em lehum azanun yesmeune biha, kulid'u şurekaekum summe kiduni fe la tunzırun. İnne veliyyiyallahullezi nezzelel kitabe ve huve yetevelles salihin. Vellezine ted'une min dunihi la yestetiune nasrakum ve la enfusehum yensurun. Ve in ted'uhum ilel huda la yesme'u, ve terahum yenzurune ileyke ve hum la yubsırun. Huzil afve ve'mur bil urfi ve a'rıd anil cahilin. Ve imma yenzeganneke mineş şeytani nezgun festeiz billah, innehu semiun alim. İnnellezinettekav iza messehum taifun mineş şeytani tezekkeru fe izahum mubsırun. Ve ihvanuhum yemuddunehum fil gayyi summe la yuksirun. Ve iza lem te'tihim biayetin kalu lev lectebeyteha, kul innema ettebiu ma yuha ileyye min rabbi haza besairu min rabbikum ve huden ve rahmetun li kavmin yu'minun . Ve iza kuriel kur'anu festemiu lehu ve ensıtu leallekum turhamun. Vezkur rabbeke fi nefsike tedarruan ve hifeten ve dunel cehri minel kavli bil guduvvi vel asali ve la tekun minel gafilin. İnnellezine inde rabbike la yestekbirune an ibadetihi ve yusebbihunehu ve lehu yescudun.
Translation (TR)
Elif, Lam, Mim, Sad. Sana bir Kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin. Rabbinizden size indirilen Kitap'a uyun, O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz. Biz nice kentleri yok etmişizdir; geceleyin veya gündüz uykularında iken baskınımıza uğramışlardır. Baskınımıza uğradıklarında, sözleri, "Gerçekten biz haksızdık" demekten ibaret kalmıştır. And olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız, peygamberlere de soracağız. And olsun ki, yaptıklarını kendilerine bir bir anlatacağız, zira onlardan uzak değildik. Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır. Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır. Sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçimlikler yarattık. Öyleyken pek az şükrediyorsunuz. And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, "Adem'e secde edin" dedik; İblis'ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı. Allah, "Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?" dedi, "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm" cevabını verdi. Ona, "İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol, sen alçağın birisin" dedi. Ona, "İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar beni ertele" dedi. Allah; "Sen erteye bırakılanlardansın" dedi. "Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi. "Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi. Allah, "Yerilmiş ve kovulmuşsun, oradan defol; and olsun ki insanlardan sana kim uyarsa, hepinizi cehenneme dolduracağım" dedi. "Ey Adem! Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz." Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir." "Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim" diye ikisine yemin etti. Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?" diye seslendi. Her ikisi, "Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz" dediler. "Birbirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz." "Orada yaşar, orada ölür ve oradan dirilip çıkarılırsınız" dedi. Ey İnsanoğulları! Ayıp yerlerinizi örtecek giyimlikle sizi süsleyecek elbiseler gönderdik. Takva örtüsü ise bunlardan daha hayırlıdır. Allah'ın bu ayetleri öğüt almanız içindir. Ey İnsanoğulları! Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak ananızı babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. Sizin onları görmediğiniz yerlerden o ve taraftarları sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanlara dost kılarız. Onlar bir fenalık yaptıkları zaman, "Babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Allah fenalığı emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?" De ki: "Rabbim adaleti emretti; her secde yerinde yüzünüzü O'na doğrultun; dinde samimi olarak O'na yalvarın. Sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz." Allah insanlardan bir takımını doğru yola eriştirdi, fakat bir takımı da sapıklığı haketti, çünkü bunlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmiş ve kendilerini doğru yolda sanmışlardı. Ey Ademoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez. "Allah'ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?" "Bunlar, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet gününde de yalnız onlar içindir" de. Bilen kimseler için ayetlerimizi böylece uzun uzun açıklıyoruz. De ki: "Rabbim sadece, açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmanızı, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır." Her ümmet için belirli bir süre vardır; vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilir ne de öne geçebilirler. Ey Adem oğulları! Size aranızdan ayetlerimizi okuyan peygamberler geldiğinde, onların bildirdiklerine karşı gelmekten sakınan ve gidişini düzeltenlere, işte onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır. Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zalim kimdir? Kitap'daki payları kendilerine erişecek olanlar onlardır. Elçilerimiz canlarını almak üzere geldiklerinde onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" deyince, "Bizi koyup kaçtılar" derler, böylece inkarcı olduklarına kendi aleyhlerine şahidlik ederler. Allah, " Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriyle beraber ateşe girin" der. Her ümmet girdikçe kendi yoldaşına lanet eder. Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonrakiler öncekiler için, "Rabbimiz! Bizi sapıtanlar işte bunlardır, onlara ateş azabını kat kat ver" derler, Allah, "Hepsinin kat kattır, ama bilmezsiniz" der. Öncekiler sonrakilere, "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktu, kazandığınıza karşılık azabı tadın" derler. Doğrusu ayetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı büyüklük taslayanlara, göğün kapıları açılmaz; deve iğnenin deliğinden geçmedikçe cennete de giremezler. Suçluları böyle cezalandırırız. Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız. İnanan ve yararlı iş işleyenler ki kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz işte cennetlikler onlardır, orada temelli kalacaklardır. Cennette altlarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini çıkarıp atarız. "Bizi buraya eriştiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. And olsun ki Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmiştir" derler. Onlara, "İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet" diye seslenilir. Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir. Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir. İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, "Size selam olsun" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir. Gözleri cehennemlikler yönüne çevrilince: "Rabbimiz! Bizi zalimlerle beraber bulundurma" derler. Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız." Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız." Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz. Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz. And olsun ki Biz onlara bir Kitap getirdik, inanan bir millet için yol gösterici ve rahmet olarak onu bilgiyle uzun uzun açıkladık. Kitap'ın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Sonuç gelip çattığı gün, önceleri onu unutmuş olanlar, "Rabbimizin peygamberleri şüphesiz bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek" derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler onları koyup kaçmışlardır. Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbiolan Allah Yüce'dir. Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu O aşırı gidenleri sevmez. Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyi davrananlara yakındır. Rahmetinin önünde, müjdeci olarak rüzgarları gönderen Allah'tır. Rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları taşıdığında, onu ölü bir memlekete gönderir, su indirir ve onunla her türlü ürünü yetiştiririz; ölüleri de bunun gibi diriltip, çıkarırız; belki bundan ibret alırsınız. İyi toprak Rabbinin izniyle bitki verir, çorak toprak kavruk bitki çıkarır. Şükredecek millet için böylece ayetleri yerli yerince açıklarız. And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum" dedi. Milletinin ileri gelenleri: "Biz senin apaçık sapıklıkta olduğunu görüyoruz" dediler. "Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi. "Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi. "Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi. Onu yalanladılar; biz de onu ve gemide beraberinde olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda boğduk, çünkü onlar kör bir milletti. Ad milletine de, kardeşleri Hud'u gönderdik "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" dedi. Milletinin inkarcı ileri gelenleri, "Biz senin beyinsiz olduğunu görüyor ve seni yalancılardan sanıyoruz" dediler. "Ey milletim! Ben beyinsiz değil, Alemlerin Rabbinin peygamberiyim. Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz? Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi. Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz? Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi. "Bize yalnız Allah'a kulluk etmemizi, babalarımızın taptıklarını bırakmamızı söylemek için mi geldin? Doğru sözlülerden isen haydi bizi tehdit ettiğin azaba uğrat" dediler. "Hiç şüphesiz artık Rabbinizin azab ve öfkesini hakettiniz. Allah'ın hiçbir delil indirmediği, isimlerini de siz ve babalarınızın koyduğu putlar hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin, doğrusu ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim" dedi. Biz, rahmetimizle, Hud'u ve beraberinde bulunanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayarak inanmayanların kökünü kestik. Semud milletine de kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi: Allah'ın bu dişi devesi size bir delildir, onu bırakın, Allah'ın toprağında otlasın; ona kötülük etmeyin, yoksa can yakıcı azaba uğrarsınız. Allah'ın sizi Ad milleti yerine getirdiğini, ovalarında köşkler kurup dağlarında kayadan evler yonttuğunuz yeryüzünde yerleştirdiğini hatırlayın; Allah'ın nimetlerini anın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi. Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, aralarından iman eden ve bu sebeple hor gördükleri kimselere, "Salih'in Rabbi tarafından gönderildiğini sahiden biliyor musunuz?" dediler, onlar da, "Doğrusu biz onunla gönderilene inanıyoruz" dediler. Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler. Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler. Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler. Salih de onlardan yüz çevirdi ve "Ey milletim! And olsun ki ben size Rabbimin sözünü bildirmiş ve öğüt vermiştim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz" dedi. Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi. Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi. Milletinin cevabı sadece, "Onları kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya uğraşan insanlarmış" demek oldu. Bunun üzerine Lut'u ve taraftarlarını kurtardık; yalnız karısı, geride kalıp helake uğrayanlardan oldu. Geriye kalanların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bak! Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik, onlara şöyle dedi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi. Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin, düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin; inanıyorsanız bilin ki, bunlar sizin için hayırlıdır." "Allah'a inananları yolundan alıkoyup ve o yolun eğriliğini dileyerek tehdit edip her yolda pusu kurup oturmayın. Azken, Allah'ın sizi çoğalttığını hatırlayın; bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın." "İçinizde mademki benimle gönderilene inanan bir topluluk ve inanmayan bir topluluk var, o halde Allah'ın aramızda hükmünü bildirmesine kadar sabredin. Allah hükmedenlerin en iyisidir." Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi. Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi. Milletinin inkar eden ileri gelenleri, "Şuayb'a uyarsanız, and olsun ki siz kaybedersiniz" dediler. Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler. Şuayb'ı yalanlayanlar, yurtlarında sanki hiç yaşamamışlar gibi oldular, izleri bile kalmadı. Mahvolanlar, Şuayb'ı yalanlayanlar oldu. Şuayb onlardan döndü de, "Ey milletim! And olsun ki, Rabbimin sözlerini size bildirdim, öğüt verdim; inkarcı millet için niçin üzüleyim?" dedi. Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır. Sonra kötülüğün yerine iyiliği koyduk, öyle ki, çoğalıp, "babalarımız da darlığa uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Bu yüzden onları haberleri olmadan, ansızın yakalayıverdik. Eğer kentlerin halkı inanmış ve Bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarını verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları, yaptıklarına karşılık yakalayıverdik. Kentlerin halkı, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler? Yahut kentlerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler? Onlar Allah'ın düzeninden güvende miydiler? Allah'ın düzeninden ancak mahvolacak millet güvende olur. Sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olan kimselere hala şu açıkça anlaşılmadı mı ki Biz dileseydik onları da suçlarının cezasına uğratırdık. Kalblerini kapatıp mühürleriz de birşey duymazlar. İşte o kentlerin haberlerini sana anlatıyoruz. And olsun ki onlara peygamberler belgeler getirdi; önceleri yalanladıklarından ötürü inanamadılar. Allah kafirlerin kalblerini böylece kapatıp mühürler. Onların çoğunda ahde bağlılık görmedik, çoğunu fasık kimseler olarak bulduk. Sonra peygamberlerin ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun ve erkanına gönderdik. Ayetlerimize karşı haksızlık ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak. Musa, "Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbinin peygamberiyim. Bana Allah'a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, İsrailoğullarını benimle beraber gönder" dedi. Firavun: "Bir mucize getirdiysen ortaya koy bakalım, doğru sözlülerden isen bunu yaparsın" dedi. Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler. Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler. Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi. Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi. "Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler. "Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler. Sihirbazlar Firavun'a geldi, "Yenecek olursak bize şüphesiz bir mükafat var değil mi?" dediler. Firavun, "Evet, yenerseniz gözdelerden olacaksınız" dedi. Sihirbazlar: "Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım" dediler. Musa: "Siz koyun" dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yaptılar. Biz de Musa'ya, "Asanı koyuver" dedik, o da koydu; hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı. Hak tahakkuk etti, onların yaptıkları boşa gitti. İşte orada yenildiler, küçük düştüler. Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler. Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler. Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler. Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi. Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi. Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler. Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler. Firavun milletinin ileri gelenleri: "Musa'yı ve milletini yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve tanrılarını bıraksınlar diye mi koyveriyorsun?" dediler. Firavun: "Onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz" dedi. Musa milletine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin; yeryüzü şüphesiz Allah'ındır, kullarından dilediğini ona mirasçı kılar; sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır" dedi. Milleti: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyet çektik" dediler. Musa da: "Rabbinizin düşmanlarınızı yok etmesi ve yeryüzünde sizi onların yerine geçirmesi umulur. O zaman nasıl davranacağınıza bakar" dedi. And olsun ki, Biz de Firavun ailesini, ders alsınlar diye, yıllarca kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık. Onlara bir iyilik geldiği zaman; "Bu bizden ötürüdür" derler, bir fenalığa uğrarlarsa da, Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna verirlerdi. Bilin ki, kendilerinin uğradığı uğursuzluk Allah katındandır, fakat çoğu bunu bilmezler. Firavun ailesi: "Bizi sihirlemek için ne mucize gösterirsen göster, sana inanmayacağız" dediler. Bunun üzerine su baskınını, çekirgeyi, haşeratı, kurbağaları ve kanı birbirinden ayrı mucizeler olarak onlara musallat kıldık; yine de büyüklük taslayıp suçlu bir millet oldular. Azab başlarına çökünce, "Ey Musa! Rabbine, sana verdiği ahde göre bizim için yalvar. Bizden azabı kaldırırsan sana, and olsun ki, inanacağız ve İsrailoğullarını seninle beraber göndereceğiz"dediler. Azabı nasıl olsa sonuna gelecekleri bir müddet için üzerlerinden kaldırınca, hemen sözlerinden cayıyorlardı. Bu sebeple onlardan öç aldık, ayetlerimizi yalan sayıp umursamadıkları için onları denizde boğduk. Hor görülen yahudileri, bereketlendirdiğimiz yerin doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabırlarına karşılık yerine geldi. Firavun ve milletinin yaptığını ve yükselttiklerini yıktık. İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi. İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi. "Sizi alemlere üstün kılmış olan Allah'tan başka bir tanrı mı arayacağım?" dedi. Sizi kötü azaba sokan, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı öldüren Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı. Musa'ya otuz gece vade verip sonra buna on gece daha kattık; böylece Rabbinin tayin ettiği müddet kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a, "Milletim içinde benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna gitme" dedi. Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca, Musa: "Rabbim! Bana Kendini göster, Sana bakayım" dedi. Allah: "Sen Beni göremezsin ama dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de Beni göreceksin" buyurdu. Rabbi dağa tecelli edince onu yerlebir etti ve Musa da baygın düştü; ayılınca: "Yarabbi, münezzehsin, Sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim" dedi. "Ey Musa! Verdiklerimle ve seninle konuşmamla seni insanlar arasından seçtim; sana verdiğimi al ve şükret" dedi. Ona levhalarda her şeyden bir öğüt yazdık ve her şeyi uzun uzadıya açıkladık; onlara sıkıca sarıl, milletine de emret en güzel şekilde tutsunlar. Size Allah'a karşı gelenlerin yurdunu göstereceğim. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler; azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu, onların mucizelerimizi yalan saymaları ve onlardan habersiz görünmelerinden ileri gelir. Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalan sayan kimselerin işleri boşa gitmiştir. Onlar işlediklerinin karşılığından başka bir şeyle mi cezalanırlar? Musa'nın ardından milleti, ziynet takımlarından, canlıymış gibi böğüren bir buzağı heykeli yaparak onu tanrı edindiler. O buzağının kendileriyle konuşmadığını ve yol da göstermediğini görmediler mi? Onu tanrı olarak benimseyip kendilerine yazık ettiler. Elleri böğründe, çaresiz kalıp, kendilerinin sapıtmış olduklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, and olsun ki mahvoluruz" dediler. Musa, milletine, kızgın ve üzgün olarak dönünce "Benim arkamdan ne kötü olmuşsunuz! Rabbinizin emrinin çabucak gelmesini mi istiyorsunuz?" dedi, levhaları attı ve kardeşinin başından tutup kendine doğru çekti. Harun: "Ey annem oğlu! Bu millet beni küçümsedi; az kalsın öldürüyorlardı. Bana, düşmanları sevindirecek şekilde davranma, beni bu zalim milletle bir sayma" dedi. Musa "Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bize acı, Sen merhametlilerin merhametlisisin" dedi. Buzağıyı tanrı olarak benimseyenler Rablerinin öfkesine ve dünya hayatında alçaklığa uğrayacaklardır; iftira edenleri böylece cezalandırırız. Kötülük işleyip ardından tevbe edenler ve inananlar bilsinler ki Rabbin, bu hareketlerinin ardından onları şüphesiz bağışlar ve merhamet eder. Musa, öfkesi yatışınca, bir nüshasında Rablerinden korkanlar için doğru yol ve rahmet yazılı olan levhaları aldı. Musa, tayin ettiğimiz müddette milletinden yetmiş kişi seçti; onları sarsıntı tutunca dedi ki: "Rabbim! Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin, aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok eder misin? Bu, Senin imtihanından başka birşey değildir, bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin; bizim dostumuz Sensin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en iyisisin." "Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi. "Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi. De ki: "Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O'ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah'a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah'a ve sözlerine inanmıştır- inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız." Musa'nın milletinden bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederlerdi. Biz İsrailoğullarını oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Milleti Musa'dan su isteyince ona: "Asanla taşa vur" diye bildirdik; ondan on iki pınar fışkırdı. Herkes içeceği yeri öğrendi. Bulutla üzerlerine gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin" dedik. Onlar, karşı gelmekle, Bize değil kendilerine zulmediyorlardı. Onlara: "Şu şehirde oturun, dilediğiniz gibi yiyip için, "affet!" deyin ve secde ederek kapısından girin; Biz de yanılmalarınızı bağışlarız. İyi davrananlara daha da artıracağız" denmişti. Onların zulmedenleri, kendilerine söylenen sözü başkasiyle değiştirdiler. Biz de, o zalimlere, zulümlerinden ötürü gökten azab indirdik. Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın durumunu sor. Cumartesi yasaklarına tecavüz ediyorlardı. Cumartesileri balıklar sürüyle geliyor, başka günler gelmiyorlardı. Biz onları, yoldan çıkmaları sebebiyle böylece deniyorduk. Aralarından bir topluluk: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir millete niçin öğüt veriyorsunuz?" dediler. Öğüt verenler: "Rabbinize, hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir, belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar" dediler. Kendilerine yapılan öğütleri unutunca, Biz fenalıktan menedenleri kurtardık ve zalimleri, Allah'a karşı gelmelerinden ötürü şiddetli azaba uğrattık. Kendilerine edilen yasakları aşınca, onlara: "Aşağılık birer maymun olun" dedik. Rabbin, kıyamet gününe kadar, onları, kötü azaba uğratacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Doğrusu Rabbin, cezayı çabuk verir. Doğrusu O bağışlar ve merhamet eder. Biz onları yeryüzünde iyiler ve aşağılıklar olarak bölük bölük ayırdık; iyiliğe dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle sınadık. Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap'da olanları okumamışlar mıydı? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz. Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap'da olanları okumamışlar mıydı? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz. Tur dağını, gölgelik gibi onların üzerlerine yükseltmiştik, onlar tepelerine düşeceğini sanmışlardı. Onlara: "Size verdiğimiz Kitap'a sıkıca sarılın, içinde olanı düşünün ki sakınanlardan olasınız" demiştik. Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir. Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir. Belki doğru yola dönerler diye ayetleri böylece uzun uzadıya açıklıyoruz. Onlara, şeytanın peşine takdığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlıklardan olan kişinin olayını anlat. Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler. Ayetlerimizi yalan sayan, kendine zulmeden millet ne kötü bir misaldir! Allah'ın doğru yola sevkettiği kimse doğru yolda olur. Saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır. And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık; onların kalbleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha sapıktırlar. İşte bunlar gafillerdir. En güzel isimler Allah'ındır, O'na o isimlerle dua edin, O'nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir. Yarattıklarımızdan bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederler. Ayetlerimizi yalan sayanları, bilmedikleri yönden, ağır ağır sonuçlarına yaklaştıracağız. Onlara mahsustan mühlet veririm, çünkü Benim düzenim çetindir. Düşünmüyorlar mı ki, arkadaşları olan peygamberde deliliğin eseri yoktur. O ancak açıkça uyaran bir kimsedir. Göklerin ve yerin hükümranlığını, Allah'ın yarattığı her şeyi ve ecellerinin yaklaşmış olması ihtimalini düşünmüyorlar mı? Bundan sonra hangi söze inanacaklar? Allah'ın saptırdığını yola getirecek yoktur. O, sapanları taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakır. Sana, kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar, de ki: "Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, O'ndan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir." Sen sanki öğrenmişsin gibi sana soruyorlar, de ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler." De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece, inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim." Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah'tır. Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi ve bu halde bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı-koca, Rableri olan Allah'a: "Bize kusursuz bir çocuk verirsen, and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye yalvardılar. Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir. Kendileri yaratılmışken, bir şey yaratamayan putları mı ortak koşuyorlar? Oysa putlar ne onlara yardım edebilir ve ne de kendilerine bir yardımları olur. Onları doğru yola çağırırsanız, size uymazlar; çağırmanız da, susmanız da onlar için birdir. Allah'tan başka taptıklarınız putlar da, sizin gibi yaratıklardır. Eğer doğru sözlü iseniz, onları çağırın da size cevap versinler bakalım. Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortaklarınızı çağırın elinizden gelirse bana tuzak kurun, göz açtırmayın." "Çünkü benim dostum, Kitap'ı indiren Allah'tır. O, iyileri dost edinir." "O'nu bırakıp da taptıklarınız, kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler." Onları doğru yola çağırırsanız duymazlar. Sana baktıklarını görürsün, oysa görmezler. Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme. Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın, doğrusu O işitir ve bilir. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca, Allah'ı anarlar ve hemen gerçeği görürler. Şeytanın kardeşleri onları azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar. Onlara bir ayet getirmediğin zaman, "Sen bir tane yapsaydın ya" derler. De ki: "Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu Kitap inanan millete Rabbinizden açık belgeler, yol gösterme ve rahmettir." Kuran okunduğu zaman ona kulak verin, dinleyin ki merhamet olunasınız. Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma. Doğrusu Rabbinin katında olanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmezler, O'nu tenzih ederler ve yalnız O'na secde ederler.
Tevbe
Tevbe Suresi, tevbe ve bağışlanma konularını derinlemesine ele alır. Müslümanlar için kurtuluş ve rahmet kapılarını aralayan bu sure, özgün hacmi ve anlam derinliği ile dikkat çeker. Tevbe, hataların affedilmesi ve İlahi merhametin tecelli etmesi için samimi bir dönüş çağrısında bulunur. Bu sure, zorlu zamanlarda bir umut kaynağı olurken, Allah’a olan güveni ve bağlılığı artırır. Özellikle günah işleyenlerin, yüzünü Allah’a döndüğü anlarda okunması tavsiye edilir. Kur’an’ın bu güzel sayfası, özlem ve dua ile birlikte okunarak ruhsal denge ve huzur sağlayabilir. Tevbe Suresi’ni anlamak ve uygulamak, bireylerin manevi yolculuklarında önemli bir yer tutar.
10Yûnus
Yûnus Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 10. suresi olup, derin anlamları ve öğütleriyle dikkat çeker. Bu sure, inananların kalbini rahatlatan, sıkıntılarında onlara rehberlik eden güçlü bir metin olarak bilinir. Zor zamanlarda okunduğunda sabır ve huzur aşılar; umutsuz anlarda ise teselli kaynağı olur. Yûnus Suresi, özellikle dua ve niyetle okunduğunda, Allah’ın rahmetiyle dolup taşan bir huzur getirir. Düşüncelerinizi netleştirmek, içsel dinginlik kazanmak ve yaşam yolculuğunuzda manevi güç elde etmek için bu sureyi sıkça zikredin. Yûnus Suresi'ni okumak, sadece bir ibadet değil, aynı zamanda ruhunuz için bir şifa kaynağıdır.
11Hûd
Hûd Suresi, Kur'an-ı Kerim'in on birinci suresi olup, derin manaları ve kıssalarıyla dikkat çeker. İman edenler için büyük bir rehber ve teselli kaynağıdır. Bu sure, zor zamanlarda okunduğunda manevi huzur sağlar ve kalplere sabır aşılar. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından da sıkça okunan bu sure, Allah'a yönelmenin ve sabretmenin önemine vurgu yapar. Özellikle zorluk ve sıkıntı hallerinde okunması tavsiye edilmiştir. Hûd Suresi, hem geçmişteki toplumların ibret verici hikayeleriyle dolu hem de günümüz insanına ışık tutacak öğretiler sunmaktadır. Huzur bulmak ve manevi derinlikte bir yolculuğa çıkmak için Hûd Suresi'ni keşfedin.